20 Ağustos 2010

Çubuklu Zamanı Sanki


Bi kere Young Boys maçlarından ders alınmış. İkinci yarıda oynanan oyun umut verici. Çünkü yine takımın birçoğu eksik. İkincisi Selçuk ve Cristian yan yana oynadığında orta sahadan hücum anlamında bişiler beklemek manasız. Böyle olunca Alex'le Semih çok yalnız kalıyor ilerde. Niang 45 dakikada olsa umut verdi taraftara. Gerçi Güiza'dan sonra kim gelse aynı etkiyi yaratabilirdi. Gökhan Gönül'ü allah nazarlardan, sakatlıklardan korusun. Canla başla her maç mücadelesini veriyor ve her maç takımın en iyisi. M.Topuz formayı kaptırmak istemiyorsa üzerine biraz daha koymalı. Dün son dakikada adamların kaçırdığı golü tur için bir umut olarak görelim yoksa çevirmemiz çok zor olurdu. Taraftarın desteği ile turu geçebileceğimize inanıyorum. Dönelim lige. Trabzon maçının favorisi Trabzon. Çünkü adamlar inanılmaz rahat oynuyolar. Eğer bizde üzerimizdeki baskıyı azaltabilirsek kazanma şansımız var ancak baskıyı azaltalım derken vurdum duymaz bi takım olmasın kesinlikle. Son olarak üç avrupa maçında da galip gelemedik ve üç maçta da mavi formayı giydik. Artık Çubuklu zamanı sanki..

16 Ağustos 2010

Güzel Başladık Güzel Bitsin


Aykut hocayla birlikte şampiyonlar liginden elenmenin ardından bu sefer lige güzel bir başlangıç yaptık. Hem futbol anlamında güzel hem de skor. Tabi şimdi diyoruz ki ahh Young Boys maçlarında nerdeydiniz ama hakkaten kadronun yarısından fazlası yoktu. Dün Fenerbahçe taraftarın beklediği futbolu sahaya yansıttı yine tıpkı geçen senenin son maçı Trabzon maçındaki gibi. Bu sefer golleri rahat bulduk, atamadıklarımız attıklarımızın iki katı. Oyun anlamında Alex-Semih uyumuna zaten birşey sölememize gerek yok ama benim en çok hoşuma giden şey pas trafiğimizdi. Gerçekten Barcelona gibiydik bi ara. Tabi bunda Antalya'nın zayıf oyunu da etkiliydi ama yinede bu iyiye işaret bence. Bundan sonra bu futbol üstüne konularak devam etmeli kesinlikle ama bu galibiyet yanıltmasın bizleri herşey güllük gülistanlık değil elbette. Önümüzde çok önemli iki maç var. Paok ve Trabzon maçlarından alınacak galibiyetler takımın ve taraftarın havasını kesinlikle değiştirir ve moralini yükseltir. Son olarak bu takımda yapılan revizyonlarla ilgili birşeyler söylemeden geçmeyelim. V.Babacan-Önder-Deivid-Güiza bu dörtlünün gitmesinde oldukça hemfikirim Aykut hocayla ama Kazım konusunda hala tam emin değilim. Bence takımda bulumalı diye düşünüyorum. Ve açılacak yabancı kontenjanıyla da bir tane defans takviyesi kesinlikle şart. Dünkü maçta Bilica ne kadar uslanmış gözükse de napacağı hiç belli olmaz.

11 Ağustos 2010

Efsane


Son günlerde okuduğum en güzel yazı olmuş.. Okuyun

5 Ağustos 2010

Yine Aynı Senaryo


Aragones döneminden sonra başkanlığa adaylık konuşmasında üç yıl üst üste şampiyonluk dışında Aziz Yıldırımın verdiği en önemli sözlerden biri de Fenerbahçe'nin bundan sonra Şampiyonlar liginde yer almayacağı son sene olacak lafıydı. Bu sene yine söylediği forvet transferi Belçika kampına yetişecekti. Artık Aziz Yıldırım ne derse olmuyor şeklinde yavaş yavaş bir ortam oluştu. Bu ortamdan da taraftar oldukça sıkıntılı ve mutsuz. Artık bir şeyler değişmeli dediğimizde bunun başında kesinlikle ve kesinlikle yönetimin mevcut zihniyeti yer alıyordu.

Çoğu insanın adını bile ilk kez duyduğu Young Boys takımı iki maçta da takır takır top oynarak ve hakederek eledi bizi. Her maçta istikrarlı bir şekilde 10 kişi kalmamız bu senenin yeni trendi olsa gerek. Aykut Kocaman'a desteğim sonsuz bir şekilde devam edecektir. Ama yönetimin tıpkı 2006'da Dynamo Kiev'e elendikten birgün sonra duyurduğu Kezman-Deivid-Edu gibi transferlerin bir benzerini önümüzdeki bir iki gün içinde tekrar yapmasını artık bu taraftar yemez. Senin sezon açılışında hangi tarihlerde maç yapacağın belli ise tüm transferlerini o maçlara ve sezon başı kampına yetiştirmek zorundasın yoksa lig başladıktan sonra gelen oyuncuların uyum süreci, antreman eksiği falan derken biliyoruz ne olduğunu.

Umarım bu sene Aykut hoca bu değişimi en az zararla kapatır ve bir Fenerbahçe ekolü yaratır.

12 Temmuz 2010

Casillas y Sara



Dün gecenin en güzel anlarından biriydi. Casillas'ın gözyaşları ve sonrasında Sara'yı öpüşü..

7 Temmuz 2010

Nike Mesut Özil reklam filmi episode:3



Mesut 2050 yılında

Nike Mesut Özil Reklam filmi episode:2



Nike'ın Mesut için yapmış olduğu reklam filminin ikinci bölümü. İlk reklam filminde Mesut rol almıyordu.

4 Temmuz 2010

Yine Rafael Nadal

Senenin üçüncü ve en prestijli Grand Slam'i Wimbledon tenis turnuvasını Roland Garros'da olduğu gibi Rafael Nadal kazandı. Nadal bu zaferler birlikte geçen sene katılamadığı Wimbledon'ı ikinci olmak üzere toplamdaki sekizinci Grand Slam zaferini kazandı. Bu turnuvanın sürpriz ismi Djokoviç ve Federer'i turnuva dışına iten Çek Berdych karşısında çok iyi bir oyun koyan Nadal maçı 3-0 kazandı ve geçen sene sakatlığınında etkisiyle düşen performansını bu yıl oldukça geri aldı. Nadal bu şampiyonlukla birlikte sıralamada 1.liğini korumuş oldu.

2 Temmuz 2010

Turuncu Devrim

Bu kupada Brezilya'yı tutmamamın birkaç sebebi vardı. Brezilya her turnuvada tutulan bir takımdır. Sempatiklerdir, şovmenlerdir, yaratıcılardır herkes onları sever. Ama bence Dunga'nın 2010 model Brezilyası sanki bu kavramlardan uzaktı. Tamam bir kulüp takımı havası yaratmaya çalışmış ama sanki 2.sınıf Brezilyalı oyunculardan kurulu bir takımdı. Tabiki Kaka'dan, Robinho'dan ve Maicon'dan bahsetmiyorum ama Baptista'ların, Elano'ların, Kleberson'ların, Grafite'lerin olduğu bu takımı görünce insan elbetteki kadroya alınmayan Ronaldinho, Pato, Adriano, Diego gibi yıldızları hatta ve hatta abartı değil kesinlikle bu formsuz Kaka'nın alternatifi rahatlıkla olacak Alex'i arıyor. Diğer sebeplerinden biri ise Messi ve Maradona'lı Arjantin'e olası bir eşleşmede çelme takmasına korktuğum için tutmuyordum Brezilya'yı ve bugün elendiklerinde çok rahatladım açıkcası.


Hollanda ise bir bakıma 98'in rövanşını almış oldu. Hem de bu sezona damgasını vurmuş Wesley Sneijder önderliğinde. Hollanda'nın geçmişteki kadroları ve başarıları hep anlatır. O efsane futbolcuları hep abilerimizden, babalarımızdan dinleriz. Ama bizim kuşağın izlediği Hollanda belki de ilk defa böle başarılı bir yere geldi turnuvalarda. Oyuna etkisiz başladılar ama ikinci yarıda 90C yön değiştirip farklı bir futbolla ve rakibinde 10 kişi kalması ile yarı finale adını yazdırdılar. Son dakikada Huntelaar'ın ne yaptığı anlayamadığız pozisyonda golü atamayıp dönüşünde golü yeselerdi Huntelaar bir daha Hollanda'ya giremezdi heralde. Maçın hakemi de iyi maç yönetti ama son 15 dakikada Van Bommel'e nasıl sarı kart çıkarmadı anlamakta güçlük çektim.


28 Haziran 2010

Juan Mata Bayıltıyor


Dün Gecenin Ardından

Şüphesiz bugün de en çok konuşulan şey düne hakemlerin damga vurmasydı. Ama şöyle bir düşündüğümüzde eğer futbolun adaleti varsa zaten dünkü sonuçlar değişmezdi. Almanya ilk yarıda adeta sürklase etti İngiltere'yi. Bol pasla ve defansın arkasına atılan toplarla çok etkili oldular ve bir anda 2-0 öne geçtiler. İngiltere'nin maçta en etkili olduğu bölüm golü atıp hemen arkasından verilmeyen golünün olduğu dakikalardı. Ondan sonra bütün maçta yoktular zaten. İkinci yarı Almanlar çok akıllı kontralarla 4'e gittiler.


Akşam ki maça da hızlı başlayan taraf Meksika'ydı. Pozisyon olarak olmasa da etkili şutlarla öne geçebilirlerdi. Arjantin ofsayttan da olsa golü bulunca ve hemen akabininde 2'yi bulunca rahatladı. Zaten öne geçen bir Arjantini yenmek kolay değil. Tevez'in attığı ikinci gole ise şapka çıkartılır. Hakikaten müthişti. Zaten 3. golden sonra Maradona'da takımı dinlendirdi Almanya maçı için. Messi bu maçtada gol atamadı ama bunun yanında iyi bir turnuva geçiriyor. Yanılmıyorsam tüm maçlarda 90 dakika oynadı. İşallah genellikle direklerin ve kalecilerin izin vermediği golleri Almanya maçına saklamıştır.

Arjantin için ikinci tur ve çeyrek final maçları 2006'nın kopyası oldu. Önce Meksika sonra Almanya. Ama bu sefer umarız Almanya'yı geçerler. Muhteşem bir mücadele bizi bekliyor.

26 Haziran 2010

Hayırlı Olsun Aykut Hoca Ama...


Aykut Kocaman sportif direktör olduğunda inşallah bu sistem Fenerbahçe'de kalıcı olur diyordum. Bütün transferleri hatta buna kesinlikle ve kesinlikle teknik direktör de dahil Aykut Kocaman yapmalıdır. Daum'la yolların geç ayrılmasından ve şu zamanda Fenerbahçe'ye uygun teknik direktör kolay kolay bulunamayacağından dolayı bu sıkıntılı zamanda Aykut Kocamanın takımın başına geçmesi doğru bir karardır. Ancak Aziz Yıldırım yönetiminin 13 yılda çalıştığı dönemde teknik direktör yaklaşımları şampiyon yapamayan gider felsefesindeydi. Şimdi yönetimden en büyük ricam Aykut Kocaman bu takımın sportif direktörlük görevine de devam etsin. Belki 5 yıl 10 yıl kadar bu görevde kalsın. Şuandaki sıkıntılı dönemde takımı yönetmesi iyi bir olaydır. Fakat olası bir başarısızlıkta görevine son verilmesin. Yine sportif direktörlük görevine devam etsin ve kendisinin seçtiği teknik direktörle devam edilsin. Bence Aykut Kocaman kendisinden sonra takımın başına geçebilecek teknik direktör adaylarının 3-4 tanesini yönetime sunmalı ve yönetim kendisinin verdiği isimlerden biri ile anlaşmalıdır. Artık futbol takımının patronu kendisi olsun. Aykut Kocaman ise artık beyefendi kimliğinin bir bölümünü bir kenara itip masaya yumruğunu vursun ve bu kulüpte teknik direktörlük görevi tamamlandıktan sonra da başarılıda olsa başarısızda olsa sportif direktör olarak göreve devam etsin. Yönetimden en büyük ricam benim şuan budur. Son olarak Aykut hocaya yeni görevinde başarılar dilerim.

24 Haziran 2010

Tebrikler Marsel

Marsel Wimbledon'da ana tabloya kalarak bizleri zaten bir kez daha gurulandırmıştı. İlk maçta yaptığı iş de öyle az buz bir iş değil. 2-0 geriye düşüp, soğukkanlılığını hiç bozmadan maçı 3-2 kazanmak herkesin yapabileceği bir iş değil. 2.turda da galip gelebirdi Marsel ama maçın ilk oyununda kendi servisini vermesi ilk seti kaybetmesine neden oldu. bir şekilde de maçı kaybetti ama gösterdiği mücadele Marsel'in ne kadar yol kateddiğinin göstergesi. Servislerinde muazzam bir gelişme var. Bu şekilde gelişimine devam ettiği takdirde Marsel'i kariyerinde önemli başarılar bekliyor. Yine de bize Wimbledon'da bir Türk'ü izlettiğin için teşekkürler.


Gelelim tarihi maça. Isner ve Malut salı günü başlayan, bugün devam eden ve yarın devam edecek grand slam tarihinin en uzun maçına imza attılar. Tam 600 dakikadır yani 10 sattir süren bu maçın kazananı daha belli değil. Yarın herkesin gözü bu maçta olacaktır. Kim kazanacak bilemeyiz ama kaybedene çok yazık olacağı bir gerçek.

21 Haziran 2010

Wimbledon Başlıyor


Sezonun en prestijli Grand Slam'i bugün başlıyor. Bizim için bu yılki turnuvanın anlamı biraz daha farklı. Çünkü ilk defa bir Türk tenisci Wimbledon'da ana tabloya kaldı. Marsel İlhan son yıllarda yaptığı çıkışla Amerika ve Avustralya açıktan sonra şimdi de Wimbledon da boy gösterecek. Marsel'in maçı bugün saat üç buçukta. Ve diğer grand slamlere göre bu sefer Marseli ntvspordan canlı izleyebileceğiz. Kalbimiz seninle Marsel umarız en azından ilk turu geçip ilk galibiyetini alırsın Wimbledon'da. Gelelim favorilere. Şüphesiz Roger Federer ve Rafael Nadal en büyük iki favori fakat Roger Federer bu kez Djokovic, Hewitt ve Andy Roddick'le tabloda eşleşmelerin aynı tarafında bulunuyor. Nadal ise Andy Murray ve Soderling'le aynı tarafta. Olası bir Federer-Nadal finali muhtemel ama hiç belli olmaz. Bu ikilinin Wimbledon finalinde 2007'de Federer 2008'de Nadal müthiş maçlarda galip gelen taraflar olmuştu. 2009'da ise yine mükemmel bir final maçında Federer Roddick'i 3-2 ile geçip tüm zamanların en fazla grand slam kazanan teniscisi olmuştu. Bakalım bu sene ne olacak. Biz tarafımızı şimdiden belli edelim. Tabiki her turnuvada olduğu gibi bu turnuvada da Rafael Nadal'cıyım.

17 Haziran 2010

It's Tango Time



Özlediğimiz bol gollü maçları görmek sevindirici. Arjantin turnuvaya kötü başlayan Higuain'in 3 golüyle güzel bir galibiyet aldı. Turnuva boyunca pas yüzdelerinin artması ve bitiriciliklerini biraz daha üst seviyeye çıkarmaları Arjantin'i finale götürür. Messi Maradona'nın rolünde oynuyo ve etkili gözüküyor. Maradona taç atışlarında ayağına gelen topla yaptıklarıyla sanki çıkıp hala oynayabilirim der gibi. Arjantin hala benim en büyük favorim.


Basketbolda Transfer Hamleleri



Önümüzdeki sezon avrupa final four hedefleyen Fenerbahçe'nin basketbolun başına Aydın Örs'ü getirerek ne kadar doğru bir iş yaptığını belitmiştik. Bu kapsamda oyuncu konusunda da iyi hamleler yapılması gerekiyor. Şu ana kadar ki tablo olumlu gibi. Koç olarak hırvat Spahija'nın takımın başına gelmesi ile birlikte oyun kurucumuz Roko Ukic ile 2 yıllık sözleşme imzalandı. Bunun yanı sıra en son Hakan Demirel'den beri ilk defa bir Türk oyun kurucu ile anlaştık. Milli takımın da oyun kurucusu olan Engin Atsür ile de 2 yıllık sözleşme imzalandı. Böylece bana göre point guard mevkiinde iyi bir ikili oluşturduk. Bu hamleyle birlikte büyük ihtimalle Lynn Greer önümüzdeki sezon takımda olmayacak. Sözleşmesi biten Damir Mrsiç ile de bence 1 yıllık daha sözleşme yapılmalı. Emektar kaptan yine en kritik anlarda oyuna girip üçlüklerini atmaya devam eder. Şu an yapılan hamleler doğru olsa da yapılan yanlışlar da var tabi. Ömer Aşık gibi bir uzunu büyük ihtimalle Galatasaraya kaptırdık. Semih Erden'in de NBA'a gitme ihtimali var. Bu yüzden sözleşmesi biten Oğuz Savaş'la da tekrar anlaşılmalı kesinlikle. Gazetelerde çıkan Kaya Peker haberleri ise umarım yalandır. Onun gibi bir oyuncuyu kesinlikle takımda görmek istemiyoruz. Ve son olarak eğer gerçekten final four istiyorsak da yabancı tercihleri kesinlikle çok iyi yapılmalı.

Viva Uruguay


Turnuva öncesi en büyük sempati duyduğum iki takımdan biri olan Uruguay ev sahibi karşısında aldığı net skorla gruptan çıkmak için büyük bir adım attı. Diego Forlan önderliğinde Suarez'in müthiş hareketli oyunu galibiyeti getirdi Uruguay'a. Bu iki forvetin de Fenerbahçe'yle adı geçmesi bile güzel duygular oluşturuyor insanda. Tabiki kaptan Lugano'nun Uruguay için ne demek olduğunu söylemeye gerek yok. Defansın belkemiği kaptan bu akşam gol atmak için bir hayli uğraştı ama değerlendiremedi. Umarım Uruguay grubu lider tamamlar ve ikinci turda kim gelirse gelsin son 8'e kalır.

13 Haziran 2010

Almanya ve Mesut


Şüphesiz şu ana kadar ki en keyifli maçtı. Aslında tek taraflı maç desek daha doğru olur. Almanlar benim süpriz beklediğim Avustralya'yı adeta sürklase etti. Fakın açılmasında tabi 10 kişi kalmaları da etkili oldu. Almanlar belki en büyük yıldızları Ballack'sız mücadele ediyor ama yeni yıldızları kesinlikle Mesut Özil. Her ne kadar bizi değil Alman milli takımını seçmiş olsada sahada bir Türk'ün böyle bir futbol sergilemesi bile gururlandırıyor. Maçı adeta domine etti Mesut ve sahanın en iyisiydi. Gerek pasları gerek defans arkası koşuları ile adeta turnuvanın yıldız adayları arasına soktu kendisini. Almanlarda Klose sanki dünya kupalarında gol atmak için doğmuş. Lahm'ın müthiş ortasında çok şık bir gol attı. Almanya ilk defa böyle genç bir kadroyla kupaya katıldılar belki ama görünen o ki turnuvanın en iyi takımlarından biri olduğunu gösterdiler. Yine en az bir yarı final yaparlarsa kimse şaşırmasın.